pervane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pervane etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Eylül 2008 Salı

Gölgelere Karışmak



Gölgelerin içindeyim, başım önümde. Huzurunda bir bendeyim Efendim. Işıklar inerken gecenin karasından bedenim üzerine, ölümü paylaştırmak için sana yolladığım sevdalarımı bekliyorum. Bir rebabın selinde vahalara salınmış ahular gibi mestâne… Şehlâ rüyaların arkasına saklanmış bengisu özlemleriyle ateş taşıyan sözcükler tutuyorum önümde. Hüsn-ü Yusuf’tur rüyalarımda gördüğüm Efendim, sulusepken bir matemin kararan sinesinde. İpekten dokunmuş sesindir dinleyemediğim son şarkının son notası. Sadağında sevda yığınlarıyla gri bulutlara yağdırdığın ses, senin midir Efendim?

Çıkar siyahlarımı, bürün beyazlarına. Sesime ses ver ey tennurelerin beklediği sevgili. Âlem doğarken karanlıkların beşiğinden, karalara saldığın bahtımı aydınlat da gel. Buhurların dumanında burnuma sevdadan bir nebze şifayla gel. Üveys gibi geri dönmek için değil, Karan topraklarından aşkımı çoğaltmak için gel.
Çıkar siyahlarımı Efendim. Hasret kaldım gülüşlerine. Bir hazanın son demlerinde baharımla gel. Gölgelere büründüm Efendim. Sadağına azıcık aşkından ışık kat da gel.


8 Eylül 2008 Pazartesi

Şems ve Pervâne



“Kimsesiz hiç kimse yok her kimsenin var kimsesi
Kimsesiz kaldım yetiş ey kimsesizler kimsesizi.”

Kimsesizliğimin ağıtları dökülüyor satırlarıma. Akşamın alacasına uzanan bir ruh sarmaşık çiçekleri gibi sarıyor benzimin sarılığını. Sarıyla kırmızının ortasında sökün ediyor kızıllıklar. Yalnızlığımın gül bahçelerinden goncalar göç ediyor baharın çiçek açtığı bilinmedik zamanlara. Susuz kalmış bir çiçek gibi boynunu büküyor bülbül, gülden mahrum…

Gülistana buyur edilen efendiler de güller gibi terk-i diyar eyliyor yalnızlıklara salınmış eski zaman bülbüllerini. Mahur bir bestenin tam hitâmında gülüşlerle bezenirken âlem, gülüşler olmayınca sessizliklere râm oluveriyor mekân. Yıldızlar şimşek şimşek çakmayı bırakıyor ve ay aşk elemekten vazgeçiyor gecenin sükûtunda.

Terk edilişin geçit resmidir bu tablo. Önce güneş alır sıcaklığını senden. Kendini gizler zaman bir gri bulutun ardına. Çiçekler nasibini alamaz aşktan ve bükülür boyunlar. Sular da küser ardı sıra nöbette bekleyen sevdaya rağmen. Hazan mevsimi çöker gül ve bülbül üstüne. Cennet emsali bahçeler kabristana döner gecenin hiç bitmeyen mateminde.

Çok muydu bir gülüş sevgili! Bir gülümseme çok mu görülmüştür bize. Çiçeklerin boynuna asılan hasret mevsimden değildir sadece. Sararıp solmuş ve dalından kopmuş, savrulmuş yaprakların nedeni mevsim değildir sadece. Mevsimden ziyade olanlar vardır elbet bu mevsimde bilinmese de.

Eski kırmızılığını yitirmiş bir gülün ağıtıdır bu çizikler. Susuz kalmış bir sevdanın çatlamış toprakları doyurmak için göğe kollarını açışıdır bu sözcükler. Bir bahçe bıraktın giderken harap ve türap… Gökten yağmur bekler gibi bekliyoruz gülümsemeni. Dört yaşında bir çocuğun babasının yolunu bekleyişi gibi bekliyoruz bitmeyen gelmelerini. Kabına sığmayan bir dervişin ağıtlarıyla, Mevlânâ’nın Şems’e yol buluşlarıyla bekliyoruz sevmeleri. Yunus’un Emre’si gibi, tennurelerin dervişleri beklemesi ve semanın aşk’a yol buluşu gibi bekliyoruz gelmeni. Şems'in pervâneyi yakmak için bekleyişi gibi yakışın için bekliyoruz gelmeni.

Kimsesiz kimse yoktur elbet bu âlemde, herkesin kimse olacak bir kimsesi bulunur zahir. Bizim kimsemiz sensin sevgili. Bekletme artık kimsesiz kalmış kimseni.

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA