yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Aralık 2008 Cuma

Mutlu Bayramlar, Kutlu Kurbanlar...



Kapa gözlerini, sessizliği duyuyor musun gecenin karasında? Yum gözlerini, sesimi işitiyor musun karanlığın sükûtunda? Bayram geliyor ya hani, hani gülüyorsun ya şimdi… Ben de gülümsüyorum sevgili. Anlaşılmaz bir yalnızlığın ortasında yanımdayken sen, her şey benimle oluyor ve seninle oluyor her şey. Şey’ler bizimle oluyor biz adlarını veremezken. Şey demek isterdim sana, sana şey demek isterdim, sana o kadar çok şey söylemek isterdim ki sevgili…

Yoksun şimdi. Kilometrelerce yakınımda bir nefes kadar ve bir o kadar da uzağımda. Koyamadım sensizliği kefelere, seni sensizliğin içinden çıkarıp adını şey koyduğum şeylere… Şey, sevgili… Yanımda olsaydın keşke, kilometrelerce yanımda… Bir o kadar da yamacımda… Şey, sevgili…

Kimse bir şey anlamadı bu hiç sevmediğim sözcükle doldurduğum metnimden. Bir tek sen sevgili… Şey, sevgili… Gerekli her ne varsa ve gereksiz her ne yoksa, her şey bu “şey”in içinde. Şey, sevgili… Sana gerekli olan her şeyle ve gereksiz olan hiçbir şeyle seslenmek istemem sevgili. Sen benim için gerekli her “şey”sin ve gereksiz olmayan her “şey” sendedir sevgili…

Şey, sevgili… Bayram geliyor ya hani, hani İsmail kurban oluyor ya gökten koç inmezse… Kurban’ın kutlu olsun sevgili.

22 Eylül 2008 Pazartesi

Yarıda Bırakılmışlar.




Aşkım yarımdır benim tıpkı yüzüm ve tıpkı yüzsüzlüğüm gibi… Sevdam yarımdır benim tıpkı yarım bırakılışlarım gibi… Ruhum yarımdır benim tıpkı sende kalan yarımın beni terk edişi gibi…

İsmini kazıdın kendi ellerinle, iradem ellerimde değilken ve senden bir parça var bedenimde sen benim bir parçamı çalıp gitmişken. Bir buseyle öldürdün bir yarımı ve kalan yarım can çekişiyor şimdi gecelerin karanlığında. Tamamlanmak istiyor resimler yarım kalmış bir sevdanın ayazında. Maya tutmuyor ruhum tohumları eksik ekilmiş ve susuz bırakılmış bir tarla… Niye geldin ki sanki! Neden çekip vurdun beni? Gözlerin asırların tozundan silkinen bir kılıçken nasıl kıydın da parçalara böldün beni?

Sevgili! Öldürdün ya beni! Öldürdün sevgili. Tuzlu bir yalnızlığın bitmek bilmez kurumuşluğuna terk ettin beni. Bir kefen bile kesmeden ve bedenim üstüne bir kürek toprak bile serpmeden bırakıp gittin beni. Sevgili! Çiğnedin ya beni! Zaten ayaklar altında ezilmişliği vardı bu ruhun. Tekmelere tokatlara gelmişti defalarca. Sırtına ve beynine inen balyozları da unutmadı ya ruhum. “Alışkındır” dediler, “Bir darbe daha kaldırır” dediler. Bu kaçıncı, onu bile sayamadı ruhum.

Her gelen yarım bıraktı beni ve her gidiş bir kez daha öldürdü beni. Tıpkı senin sessiz ve sedasız çekip gidişin gibi. Aşkım yarımdır şimdi. Tıpkı canımın yarım oluşu gibi ve tıpkı sende kalan yarımın beni terk edişi gibi. Yarıda bırakılmışlar aşkına ve yarım kalmış aşklar aşkına… Yarımım sevgili! Tamamla beni. Sevgili! Tamamla sevgimi...

7 Eylül 2008 Pazar

YUNUS...



“Gittin ammâ ki kodun hasret-i cânı bile
İstemem sensiz olan sohbet-i yârânı bile”


Neşâtî dilinde dile geldi gönlüm bu gece. Gidişin geldi gözlerimin önüne. Gittin… Gidişlerin ıslak yokuşunda çamur deryasında bıraktın beni. Dizlerime kadar keder, gönlüme kadar hasrete gömdün beni. Canımı bir hasrete mahkûm ederek ve beni benimle bir başıma yalnızlığa hapsederek gittin. Canımın hasretini nöbet diye diktim gecelerin ayazına. Bir sigara bile vermeden, bir sıcak gülüş bile göndermeden karlar içine yatırdım sevdamın rengini. Kendi kokusunu, kendi dokusunu muhafaza etsin diye beklettim düşlerimin içinde sevdamın selini. Gittin… Dönüşsüz bir yoldan, çizgisiz bir sona gittin. Hıçkırıklarla şekillenmiş bir gecenin gündüzüne gözyaşı bırakmadan gittin. Hiçbir şeyi istemez şimdi ve bundan sonra bu gönül. Hiç kimseleri istemez. “Âh gönül, vâh gönül, eyvâh bu gönül.”

Sabahları bir umutla kaldırıyorum başımı penceremin pervazlarına. “hûû hûû”lara karışıp gelen güvercinlerimin arasında seni arıyor gözlerim. Yalnızlığın yanıksı kokusu dolarken odama, bir mumun küçük alevine sarıyorum senin hasretini. Bir pervâne misali, bir küçük ateşböceği… Bir günlük yaşam, bir günlük uçuş için nice zahmetlere katlanan küçük tırtıllar gibi…

Yunus önümde yine… Bir elinde bohça ötekinde balta… “Sefer vaktidir yine.” diyor tahtadan oyulma gözleriyle. Emre’sini aramaya gidiyor Yunus, ona yasladığım üstü tuğralı bir ney eşliğinde. Ne farkları var ki birbirlerinden! Biri Emre’sinden uzak öteki kamışlığından… Tek farkları bekleyenle beklenenin o ince çizgi üzerinde birbirine karışması gibi. Kamışlıkta üstü tuğralı neyimi bekleyen yok elbet; ama Emre Yunus’unu dört gözle bekliyor bilinmedik şehirlerin bilinmedik ve adı konulmadık sokaklarında. Emre’si Yunus’unu bekliyor; ta ki alıp bohçasını eline, gelsin diye.

Gel artık Yunus diye yaşattığım ve bir derviş misali sevdasını yollara, saba rüzgârlarına saldığım. Seni göremeyen gözlerime kadar gömüldüm karanlıklara. Gitme diyemedim sen giderken bilmediğim bilinmezlikler. İşte şimdi söylüyorum Yunus diye yaşattığım. Gitme…

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA