İsmail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Eylül 2009 Cumartesi

Durdu... Elhamdülillah




Bulutların beyazına ve ayın şavkına… Yıldızların semasına ve umutların duasına…

Durdu. Demin atıyordu. Şimdi durdu. Konuşmaz oldu adını ve zikretmez oldu gözerinin karasını. Durdu, biraz evveldi, durdu. Dolaştırmaz oldu ismini damarlarımda ve cismini göstermez oldu rüyalarıma. Can havliyle andı sevdasını ve sen durunca o da durdu.

Durdu. Sen varken hüsranında, dünya da dönüyordu. Su dönüyordu semadan toprağa ve âlem yeniden doğuyordu. Yeşilleniyordu sevdalar. Durdu, biraz önceydi. Sen durunca evrenim de durdu. Durdu, az zaman önce atıyordu. Semada melekler, yerde semazenler dönüyordu ve bir taze beden doğuyordu topraktan. Durdu, sen gidince âşıklar semaya doydu.

Bir gidişin vardı sevgili. Sadece bir kez geldiğin gönlümden bir gidişin vardı. Bin gelişe bedel tek gidiş. Tek gelişe bedel bir can atarken sol yanımda, o tek gidişle tek yürek de durdu. Durdu su, ayın şavkı durdu. Semada gezinen bulutlar ve yüzüne âşık yıldızlarım durdu. Âlem durdu sevgili. Sen gidince cân durdu ve durdu cihân. Cihân içre ağlayan dîde-i giryân durdu.

Güneş durdu, yaprak durdu ve rüzgâr durdu. Sen diye toprağıma ektiğim beyâbân durdu. Durdu seslerim, kalem durdu, kâğıt durdu. Hicranına ağıt diye yaktığım hıyâbân durdu.

Durdurdun sevgili. Bir gülüşle can verdiğin cânımı bir gidişle durdurdun. Durdu sevgili. Adını sen diye andığım âlem hakkına, gidişinle atan yüreciğim durdu. Durdu, Elhamdülillah...

5 Aralık 2008 Cuma

Mutlu Bayramlar, Kutlu Kurbanlar...



Kapa gözlerini, sessizliği duyuyor musun gecenin karasında? Yum gözlerini, sesimi işitiyor musun karanlığın sükûtunda? Bayram geliyor ya hani, hani gülüyorsun ya şimdi… Ben de gülümsüyorum sevgili. Anlaşılmaz bir yalnızlığın ortasında yanımdayken sen, her şey benimle oluyor ve seninle oluyor her şey. Şey’ler bizimle oluyor biz adlarını veremezken. Şey demek isterdim sana, sana şey demek isterdim, sana o kadar çok şey söylemek isterdim ki sevgili…

Yoksun şimdi. Kilometrelerce yakınımda bir nefes kadar ve bir o kadar da uzağımda. Koyamadım sensizliği kefelere, seni sensizliğin içinden çıkarıp adını şey koyduğum şeylere… Şey, sevgili… Yanımda olsaydın keşke, kilometrelerce yanımda… Bir o kadar da yamacımda… Şey, sevgili…

Kimse bir şey anlamadı bu hiç sevmediğim sözcükle doldurduğum metnimden. Bir tek sen sevgili… Şey, sevgili… Gerekli her ne varsa ve gereksiz her ne yoksa, her şey bu “şey”in içinde. Şey, sevgili… Sana gerekli olan her şeyle ve gereksiz olan hiçbir şeyle seslenmek istemem sevgili. Sen benim için gerekli her “şey”sin ve gereksiz olmayan her “şey” sendedir sevgili…

Şey, sevgili… Bayram geliyor ya hani, hani İsmail kurban oluyor ya gökten koç inmezse… Kurban’ın kutlu olsun sevgili.

24 Kasım 2008 Pazartesi

Lügaz sana, muamma bana, sır bize...



Sırrın tadına ermiş bir kurdum şu fani âlemde. Sayfaların tozundan sözcüklerin kokusuna mazhar olmuş, taliklerden sıyrılıp rik’âların kıvrımlarında yok olmuş ve bir mahzenin sarhoşluğunda cezbenin ateşiyle yanıp kül, yanıp kul olmuş bir fâni…

Sırrıma ortak ol diyedir sözlerim. Müstesna bir kitabın istista bir sayfasında bulduğumda kendimi, “yasak meyve”yi tattım ilkin. Azazil’in iken Âdem’le, Âdem iken adenle düşüp kalktım ilkin. “Nuh Tufanı” susuzluğumu giderirken “Yasef’in Ordusu”nda kanın tanına baktım ilkin. “Lut Kavmi” taparken altından heykellere, ben bir cüzamlı gibi “haram”a baktım ilkin.

Ey sesimi bilmeyen kişi ve sözlerimi söz bilen sözsüz kişi. Sırrıma ortak ol diyedir ve mührü çöz diyedir dilsizliklerim. Ben “Yakub”un sabrına, “Yusuf”un vaslına, “İbrahim”in lütfuna ve “İsmail”in nuruna söz geçiremedim. Onların sayfalarına düşmedi yolum. Sayfalar düşmedi yollarıma ve ben bir acuze gibi yol buldum “Efrasiyab”ın damarlarında. “Firavun” ve “Nemrud” gibi dolaştım çöllerin sıcak kumlarında. Benim için gökten koç inmedi ve “Gayya kuyuları”nda talihime bir anka gülümsemedi.

Ey ahdımın ah’ından habersiz kişi. Benim talihime düşmedi Züleyhalar tıpkı Yusuf gibi. Leyla’yı aramadım ben cin kökünden türerken isimlerim. Şirinler uzak durdu, ben dağların yamacında kavm-i haram iken ilkin.

Sırrın tadına mazhar olmuş bir eski zaman kurduyum şu âlemde. Vazifem eski kitapların tozlu sayfalarından bir tat almaktır. Sayfalarda hangi sözcükler çıkarsa kaşığıma, ben onu yerim ilkin. Adın düşerse sayfalarımın arasına, kaşığıma koymuşsa seni kader ve Ehremen’in sayfasından dönerse yolum güzellik sayfalarına, bataklardan çıkarabilirsem ruhumu, gülümserim sana ilkin.

Bana her nefes müstesna, bana âlem istisna… Boğazıma kadar batmışken Kızıl Deniz’in tuzlu sularına, can havliyle secdegâhı beklerim ve benim için sevda, yazılmış olandır ilkin…

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA