göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
göç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2009 Perşembe

Ayrılık Bir Çığlık...


Koşarak geldim sana âlemlerin en mavi semasından. Koşarak geldim sana, bir bulutun en son damlasından. Sevgili! Sana geldim. Duyuyor musun kanat seslerimi? Bir mazinin en aydınlık gecesindeydi seslenişlerimiz. Anne karnı kadar sıcak ve güvenli bir sevdanın rengiydi hani gözbebeklerimiz. Sevgili! Sana geldim. Duymuyor musun sesimi? Âlem bizim rengimizdeydi hani, hani dilediğimiz yerdeydi sevda meskenlerimiz. Sevgili! Hani uzaklar bile ayırmazdı bizi? Sana geldim sevgili. Duymuyor musun sesimi?



Sana geldim sevgili, aç gözlerini. Baharın yeşilinden, suların huzmesinden ve aşkın en tatlı gülümseyişinden getirdim sana. Sana kanat dolusu sevdalar derdim sevgili. Bir yangının dibinden bir damla İbrahimî suyla geldim sevgili. Güneşin hârını ve rüzgârın sevdasını sadağıma koyup da geldim sevgili. Aç gözlerini. Âb-ı hayatsın bana, kanadımda aşksın sevgili. Sevgili, nolur, aç gözlerini.



Sana geldim sevgili, aç gözlerini. Ben kanat olurum sana, ben sana sevda ve ben sana can sevgili. Aç gözlerini. Bir yaprağın yeşilinden yeniden damıt sevgimi. Sevgili, sana geldim, duymuyor musun sesimi? Hani gidişler uzaktı bize, bize ayrılık yasaktı sevgili. Neden açmıyorsun gözlerini. Sesime ses veren bir sevdanın seliyken beni neden bırakıyorsun sevgili? Terk etme beni.


Sana geldim sevgili, duyuyor musun kalbimin sesini? Feryâdıma ses ver gidişiyle kahrolduğum. Feryâdıma ses ver yokluğunda kaybolduğum. Gitme, terk etme beni. Gündüzümü karanlığa gömüp, baharımı hazana koyup, yalnızlığı bana revâ görme sevgili. Bırakma beni ki, yine süzülelim âlemin en mavi semâsında. Çığlığıma devâ, yalnızlığıma şifa sevgili. Sevgili, ben geldim duyuyor musun sesimi? Ses ver sevgili, sevgili terk etme beni.

17 Eylül 2008 Çarşamba

Göç Yükü...




Adımlar arşınlıyor yolları. Hayallerin ardından bir kızıllığa yürüyor yalnızlıklarım. Berrak bir havada, güneş batmaya yüz tutmuşken hava birden kararır ya, karanlıktan daha beter bir sıkıntı çöker insanın içine. Masmaviyken gökyüzü, lacivert bir sema eksik olur üzerimizden. Karanlıkla maviliğin arasında bocalar âlem…

Bir nefes, bir nefes daha çekersin sigaradan. Yalnızlığa ve sessizliğe yollarsın dumanını. İçinden hasret katarsın biraz dumanına. Biraz aşk, bir tutam sevda ve biraz da hasret… İşte kıvamına gelmiştir. Tam da semanın başıbozukluğuna inat, kendi rengine bürünür yalnızlık. Durmaz olur içerde. Kendini dışarı atmak ister, kayıtsız ve biraz da sabırsızca…

Git şimdi. Özgür bıraktım dumanıma atıp seni. Tıpkı senin istediğin gibi… Bir sihir gibiydi oysa gecenin inişi. Yavaş yavaş, usul usul ve sessizce… Mor bulutların üstünde melekler ellerinde aşk taneleriyle bekleşirken ve kızıllıyla âlem beyazlığa söz vermişken yeniden karanlıklara gömüldü hanem… Rüzgâr öpecekken sevdalıların elerinden ve yağmur uzatmışken başını ahmakıslatanlara, yeniden bir kuruluğa hapsolur viranem…

Git şimdi. Ben göç yükünü sardım yalnızlığın. Akarken ıslak bir hüzün içten içe, tuzlu bir sevdanın hanesine uğradı gözlerim. Kapıları açan olmadı, terk edilmiş bir yuva ve uçan kuştan haber bekleyen bir ocak yakmıştı benden önce uğrayanlar. Bir hasret ateşinin başına bağdaş kurup oturup yalnızlığın hüznüyle eşeledim ateşleri. Üstünde közledim ellerimden dökülen yalnızlığın soğuk sessizliğini.

Ebruli bir hüzün ve yemyeşil bir sevda büyüttüm bir başıma. Habersiz olsun istedim. Kimseler bilmesin istedim ocakta pişen aşkın tadını. Kokusunu zapt edemedim oysa. Göç yoluna çıktı sevdamın iki kanatlı kokusu. Yayıldı iradesiz ve benden habersiz. Engelleyemedim. Kokusunu duymayan kalmadı eşeledikçe ve sustukça ben. Herkes halimi sordu sen benim hallim için ferman vermişken. Zaten senin için pişen aşk, senden yana meyletti istemsiz. Ben büyüttüm, yeşerttim ve tam meyveye duracakken dallar, hiç erinmeden uzandı eller çiçeklerime. Kırıldı ya dallarım, ses edemedim.

Ses edemedim ve kaybettim.

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA