Gülistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gülistan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2010 Pazartesi

Çiçek Mezarlığı


Bir tomurcuk patladı. Ses etti gecenin dinginliğinde. Söz muştuladı semadan. “Bekle” dedi. “O gelecek” dedi. Bekledim.

Beyaz yaseminlerle süsledim düşlerimi. Gelinciklerle bezedim gülüşlerini. Laleler ektim saksılara, erguvanlar ısmarladım güneşin ziyasına. Nergisler dizdim satırlara, duvarlara karanfiller döşedim, geceye bir sümbül, gündüze papatyalar diledim. Menekşeler sırlanırken saksılarda, ben geleceğin gün için şebnemleri ıslak beklettim.

Gülmedi hiçbiri. Sen gelmeden gülmeyecekti.

Gelmedin. Hiçbiri gülmedi.

Karanfil küstü önce, yasemin boynunu büktü. Sırlandı menekşeler kendi koyu karanlıklarına. Nergisler soldu, laleler soğan oldu. Gelincikler söz kesti geceye. Gece sümbüllere mezar oldu. Papatyalar yapraklarını döktü bir bir. Gelecek, gelmeyecek, gelecek, gelmeyecek… Son yaprak papatyada, son matem oldu. Sen gelmeyecektin.

“Bu düşte eksik bir şey var.” deme Efendim. “Bu öyküde GÜL eksik.” deme. Bu öykünün “Gül”ü sensin. Sen yoksan gülistana ne hacet? Solsun hepsi. Gül yoksa hepsi toprak olsun.

3 Aralık 2008 Çarşamba

Güle Güle Efendim...





Gidişinin sükûnetinde, kara bir hanenin karanlık ve ıssız bir köşesinde, İskender diliyle… Destur…

Evim, ocağım, yurdumsun…

Dışında olamadığım, içinden çıkamadığım… Anahtarını kaybettiğim günde düştüm yollarına derbeder sürgünlerin. Bir türlü kavuşamadığım, kavuşmaya doyamadığım… Kıble sabalarının halvetiyle açan yediverenim. Karanlıkların ardında uyandırmadan kimseleri, uyandırdın sevgimi; gecelerimi yıkadın, dolunaylara doldurdun.

Hasretim, hicranım, firkâtimsin…

Aramadan bulduğum yola koyulmuş göçüm. Gecelerimin hakimi, gözyaşlarımın pınarı, Efendimsin. Sevilmeye şayeste dilberim, kuşkulardan arındırışmış günaydınım. Güzellik mushafının sermayesi; hayatım, ömrüm, varlığımsın…

Yaralım, bimarım, hastam…

Merhemine koştuğum, zehriyle düştüğüm. Beşeriyetimin ve acziyetimin pervasız ayinlerinde kurban olanım. Aşk sultanıma otağ, gam ordusuna karargâh, sadağımda zehirli peykânımsın gamzelerden; küplerinden köpüren pahalı şaraplara ödediğim pahasın ruh iklimlerinde. Uğrular elinde tutsak şehzâdem…

Çilem, acım, kaderim, gönlüm…

Sustukça hoş geçimlim, dile geldikçe parlayan alevim. Rüyam, hayalim, hülyam… Sellere kaybettirdiler izini ilkin ve iz sürmeyi unutturdular bana. Ateşini külde sakladılar ve külü ateşe koydular.

Esenliğim, sevincim, neşem, Efendim…

Dön artık yurduna. Sana meskendir bu gönül, sana vatandır secdegâhım. Sultanımsın, sevdalımsın, gönül tahtımda oturan en yüce padişahımsın.

Gülüm, gülzârım, gülşenimde gül bakışlım…

Sensiz çiçekleri açmaz bu diyarın. Senin sesine vâbestedir rüzgârlarım. Düş, desen, düşer gözüme nakış misali işlediğin gözyaşlarım. Bir bakışına ve bir gülüşüne hayrandır yüreğime nakşettiğin kalp atışlarım.

Stanbulum, Bağdadım, Gülistân ile Bostânım…

Sensiz tadı yoktur şehirlerin. Şehirlerin içinde hapsolmuş tarihin sensiz tadı yoktur. Sâdi Bostân’ı ve Gülistân’ı bile laf dinletemez sevdama. Aşk laf dinlemez, gezinir, seni arar Mushaflar arasında.

Aşkım, sevdiğim, sevdalım, Sultânım…

Dünyam, âlemim, hayatım, ömrüm, varlığım, Efendimsin…

İskender Pala’nın “Kitâb-ı Aşk” adlı yapıtından eşsiz güzellikle bir senfoni… Biraz ondan, biraz bizden… Üstadın engin hoşgörüsüne sığınarak…

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA