8 Mart 2010 Pazartesi

Her şey sen, her şey senden...



“Ey Aşk! Nasıl bir şeysin ki sen, evrende her şey sensin ve her şey senden. Neşelenmemiz de senden hüzünlenmemiz de. Dağınıklığımız da senden birlikteliğimiz de. Sen oturmadasın da sanki bir evde, herkes kapında beklemede senin. Sen bir annesin de sanki bütün insanlar çocukların senin.”

Mesnevi’nin bir türlü yediye ulaşamayan ciltlerinin birinde böyle dile geliyor Efendi Âşık. Aşk’la söyleşmiş, Aşk’la sözleşmiş, Aşk’ın bizatihi kendisiyle dertleşmiş. Müsaade önce Efendi Âşık’tan, sonra senden Efendim. Mesnevi’nin yazılamayan yedinci cildine zeyl ve sana bir aşknâme. Efendim:

“Sen ilkbahar… Toprağa düşen ilk cemre sen. Bir nisan yağmuru… Yağmuru bekleyen toprak sen. Yaprak da sen, ilk tomurcuklanan çiçek de sen. Filizlenen ilk gonca sen. Goncaya düşen ilk çiğ yine sen…

Sen güneş… Aydınlığa ilk koşan ışık sen. Suya dokunan sıcaklık, sıcağı bekleyen çiçek sen. Gül de sen, ilk açılan. Goncaya duran ilk sevda sen.

Sen sevda… Adımı unutturan sen, adını sırlayan yine sen. Sırrım da sen âşikârım da sen. Yazılan bir sözde hece hep sen. Aşk sen, âşık sen, mâşuk sen… Her şey sen, her şey senden.

Gülistân sen, ummân sen, evvel sen, âhir sen…

Dünya sen, güneş sen, ay sen, evren sen…

Her şey sen, her şey senden…

Ben..?

Ben de sen Efendim.

Ben bile sen, ben bile senden…”

22 Şubat 2010 Pazartesi

Belagât.



Tecahül-i arif olacak gidişin ve gidişini, ben bu yüzden seveceğim…

Hüsn ü talil olacak terk edişin ve terk edişlere ben hep bu yüzden güleceğim.

Yaşamımda belagâtsin Efendim! Gerdanına benler kondurduğum bir sur. Gelişini kinayelere, gidişini tevriyelere gömdüğüm bir kusur… Yaşamımda bir manzumesin Efendim! Uyaklara mühürlenmiş bir çift göz ve terkiplerin arasına gömülmüş bir tutam yalnızlık… Beyt’ül gazellerime hazinesin Efendim! Taç beyitlerime bir mahlas…

Mahlasınla dön Efendim. Adını aşk koyduğum tacınla katıl gecelerime. Hülyalarıma gülümseyişinle dön Efendim. Sararmış bir bedenin toprağa yaklaşmasında saklı değil sevdalar. Ruhunu salıver sevdaya ve hüsn ü hattınla geri dön Efendim.

Teşbiplerden sâkıt oldu gönlüm, fahriyeler gömüldü bencilliklere. Cismine hayran olduğum ve iki kaşının arasında kendi nefsime kurban olduğum! Dön geriye. Kendi methiyenle alıp vur gene beni, beni gene erit âteş-i Aşk’ının tâ içinde. Hüsnüne hayran olduğum ve ellerinin cisminde kendi yalnızlığına gark olduğum, dön, dön geriye.

Kurumuş bir parça toprağa hayat verirken su, ben senin yollarını gözlüyorum ve bir yaprak yem verirken toprağa, bir gübre misali toprağa özümü veriyorum. Nesipler terk ederken bedenimi, ben Aşk’ın “a”sına ömrümü veriyorum. Şairlerin musarra beyitlerinden açıyorum gözlerimi ve Aşk’ın cismini her sefer sende seyrediyorum.

Efendim! Salıver de sevdana tutsak kalbini “âmennâ” desin diller. “âmennâ ve saddaknâ” diyiversin gönüller. Dilinin mührüne ve ketum sözlerine kurban olduğum. Ruhunu salıver sevdaya ve hüsn ü hattında dönüver Efendim!

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA