8 Ekim 2009 Perşembe

Cansız Öyküler, Kalemsiz Şiirler...


Bırak dedin şiirleri, şiirleri bir kenara bırak. Bana zamanın ötesinden, evvelin evvelinden gelen seslerle öyküler anlat. Sana öyküler dizdim sevgili. Şairlerin müstesna beyitlerinde saklanan, sırra kadem basamadan ayyuka çıkan ve sevdalıların gönüllerinde sırlanmadan dillere düşen öyküler.

Bırak dedin şiirleri, bana kendini anlat. Bana bezm-i elestte alnına yazılan öykünü anlat. Sana öykümü dizdim sevgili. Kalemin levhte gezinirken çıkardığı sesler gibi. Muhafaza edilmiş bir levhanın son satırındaki son çizgiye konulan nokta gibi. Cebrail’in ilk vahyinden, İsrafil’in nefesinden, Mikail’in şiddetinden ve Azrail’in gözlerinden fışkıran alevler gibi. Sana kendimi anlatırken aslında sana seni anlattım sevgili. Varlığın tekillikten çoğulluğa bürünüşü gibi anlattım seni. Tek olandan çıkan ve benken biz olan sevdaları anlattım sevgili. Sevdaların alnında parlayan nurlardan ve cesetlere can veren ruhlardan bahsettim sevgili. Ateşi gül bahçesi yapan, denizleri yaran asalardan ve ölülere can veren dualardan bahisler açtım. Tufan’ın şiddetini sana sakladım tıpkı içimdeki evrenin aydınlığı gibi. Zamanı geri sardım sevgili. Bir kuyunun dibinde ebabil kuşlarını bekledim yalnız başıma. Ürkek bir ceylanın gönlü gibi düştüm bembeyaz gömleklerin yakasına. Mısır’a sultan olamadım sevgili. Sen yokken yoktu hiçbir şey ve sen varken ben var olmayı bilemedim sevgili.

Kays’ı Mecnun yapan, Ferhad’a dağları oyduran, Yusuf’a mührü vuran ve Süleyman’a şehirler kurduran bendim sevgili. Sultanlara bile söz geçirirken sana bir türlü sevdamı geçiremedim sevgili. Sen öyküler dinlemeye devam et Bariha’nın dilinde. Bir çölün mateminde sen kendi yasını tutmaya devam et. Beklemeye devam et sevgili. Artık öyküler cansız kaldı ve öykülere can veren beyitler kalemsiz kaldı.

Bırak dedin ya şiirleri, bana öyküler anlat dedin ya! Şimdi bırakıyorum her şeyi. Ben kendimi sende yitirmişken, ben kendimi biz diye söylemişken, olmayan benin öyküsünü nasıl anlatırım sevgili. Özgür bırak da beni, anlatılsın öykün. Şiirleri sustur ama bendeki kendini susturma sevgili. Sevgili..! Susturma kendini.

9 yorum:

ercan dedi ki...

"Sen yokken yoktu hiçbir şey ve sen varken ben var olmayı bilemedim sevgili." güzel bi cümle. varlıkla yokluğun karıştığı ince çizgi. gerçekten güzel çoook beğpendim

Adsız dedi ki...

Muhteşem bi yazı daha okudum. artık yazılarına durmadan muhteşem muhteşem demekten de bıktım. :) ama gerçekten muhteşemler

Ş.Sadi

Adsız dedi ki...

senin deyiminle istisna ve hatta istisnanın dışında müstesna... çok hoşuma gitti.

Adsız dedi ki...

kangren olmuş bir yaşam tutuyorsun ellerinde. hiçbir tedaviyi kabul etmeyen divan sanatçıları gibi. belki de ötenaziyi ısrarla isteyen tekerlekli sandalyeye mahkum biri gibi. aşka mahkum bir bedende onu yaşatıyorsun hala. hiç gitmeyecekmiş ve hiç bitmeyecekmiş gibi. gittiğinde haber ver olur mu?

...

Adsız dedi ki...

ask imis her ne var alemde
ilm bir kiyl u kal imis ancak

asktan gozu kor olmuslara bire bir. muhtesem, dize tadinda bir yazi. tebrik etmek lazim

Adsız dedi ki...

Öyküler ve şiirler sevilene yazılınca daha bir güzel. Zaten o maşuk olmasa öykü olur muydu hiç? Leyla olmasa Mecnunun vücuk bulamayacağı, Şirin olmasa Ferhatın dağları yaramayacağı gibi. gönlüne sağlık gerçekten hepside birbirinden güzel yazılar.

Nil dedi ki...

Zaman ötesinde yaşıyorsun aşık. Ne dünün, ne yarının var. Sonsuz bir an gibi gördüğün ve göründüğün. Sevgiliden ayrı bir anın yokmudur O’na ve gayrıya meyil yasakmıdır! Aşık... Hal ehli anlar halinden. Ne büyük aşkmış...

Merakta bıraktın beni İsmail...

İSMAİL EMRE dedi ki...

"Hâl ehlinin hâlini âşık anlar, dilini âşık söyler imiş.
Mâşuk olunca sözde, âşık dilini de belini de bağlar imiş."

Herkese yorumlar için teşekkür ederim. Ettiğim yeminden haberdar olanlara da bihaber olanlara da aynıdır sözlerim. İsmi saklı bir sevda, cismi saklı bir mâşuk var gönlümüzde; ama Nil, sana söz verdim. Öyle ya da böyle bir gün öğreneceksin.

elfidan dedi ki...

nede guzel bir blogmus hayran kaldim emeginize saglik

AŞK'A ŞİİR AŞK'A SEMA