
“Başıma öyle bir belâ verdi ki Hak
Efsâne-i Leylâ ile Mecnûn’u unuttum”
(Emre)
Su ver bana sevgili. Asırlardır hasretinle yangınım. Gecelerin katran karasında bir kibrit alevinde izini sürdüğüm… Yollarda arayıp çöllerde bulamadığım sevgili! Gülüşünden bir damla sevda der bana. Yüzyılların kehanetleriyle mesellerde soluğunu soluduğum sevgili, kokundan bir burcu ver bana. Âşıkların musarra beyitlerinde gözlerinin alevini aradığım ve bir mumun şavkında sevdanın rengiyle ismini gazellere kazıdığım sevgili! Mükâfatını evrene saldığım, azâbını mahşere doladığım sevgili! Sevgili..!
Sana sevdalı bu cânın mahlası yoktur zeminde. Sana sözler dizen âcize senin aşkının soluğu üflenmişken, senden başka mahlas bulunur mu fikrimize! Seni methedecek sözleri bulamam karanlıkta. Sen olunca sözün içinde, senden güzel söz bulunmaz dizelerde. Sözlere ve dizelere, âlemin zeminine ve zamana, fikrimize ve zikrimize güzellik katan sevgili! Ahsen’ül kassâs gibi bir kıssa yazdır bize ki kıssamızda sensiz girizgâh bulunmasın. Ebû Leheb’in ellerinin kuruyuşu gibi kurutma aşkımızı, Cafer’e tayyar isminin verilişi gibi dizeler arasında uçur sevdamızı.
Başıma öyle bir belâ verdi ki Hak olan Allah, Leylâ da kalmadı bende Mecnûn da. Belâ’lar belî olmadan yetişemiyorum sana. Leylâlar ve Mecnûnlarsız erişemiyorum aşkına. Sevgili! Eriştir beni aşkına. Tâ ki koyayım mührünü Süleyman’ın ve kuşlarla yollayayım sana senin için atan yüreciğimi. Eriştir Sevgili! Tâ ki verip asayı Musa’ya, senin aşkınla yarayım ben de denizleri. Sevgili! Bir damla su… Su sevgili… Sevgili… Su…
Efsâne-i Leylâ ile Mecnûn’u unuttum”
(Emre)
Su ver bana sevgili. Asırlardır hasretinle yangınım. Gecelerin katran karasında bir kibrit alevinde izini sürdüğüm… Yollarda arayıp çöllerde bulamadığım sevgili! Gülüşünden bir damla sevda der bana. Yüzyılların kehanetleriyle mesellerde soluğunu soluduğum sevgili, kokundan bir burcu ver bana. Âşıkların musarra beyitlerinde gözlerinin alevini aradığım ve bir mumun şavkında sevdanın rengiyle ismini gazellere kazıdığım sevgili! Mükâfatını evrene saldığım, azâbını mahşere doladığım sevgili! Sevgili..!
Sana sevdalı bu cânın mahlası yoktur zeminde. Sana sözler dizen âcize senin aşkının soluğu üflenmişken, senden başka mahlas bulunur mu fikrimize! Seni methedecek sözleri bulamam karanlıkta. Sen olunca sözün içinde, senden güzel söz bulunmaz dizelerde. Sözlere ve dizelere, âlemin zeminine ve zamana, fikrimize ve zikrimize güzellik katan sevgili! Ahsen’ül kassâs gibi bir kıssa yazdır bize ki kıssamızda sensiz girizgâh bulunmasın. Ebû Leheb’in ellerinin kuruyuşu gibi kurutma aşkımızı, Cafer’e tayyar isminin verilişi gibi dizeler arasında uçur sevdamızı.
Başıma öyle bir belâ verdi ki Hak olan Allah, Leylâ da kalmadı bende Mecnûn da. Belâ’lar belî olmadan yetişemiyorum sana. Leylâlar ve Mecnûnlarsız erişemiyorum aşkına. Sevgili! Eriştir beni aşkına. Tâ ki koyayım mührünü Süleyman’ın ve kuşlarla yollayayım sana senin için atan yüreciğimi. Eriştir Sevgili! Tâ ki verip asayı Musa’ya, senin aşkınla yarayım ben de denizleri. Sevgili! Bir damla su… Su sevgili… Sevgili… Su…
